Kardeş Kavgası Çıkarmak İsteyenlere İbretlik Hikaye

-4.465 kişi mi okumuş??-

Hımm.. 5 sene önce yazmışım bu yazımı..

Bizler bu topraklarda yüzyıllardır yaşıyoruz ve her daim de huzur ile yaşamanın kaynağı , merkezi olmuş bu topraklar her milletin hayallerini süslemeye devam etmiş ve ediyor…

Türkiye Cumhuriyeti… Hani o Kurtuluş Savaşı var ya o savaş ile son halini alıp kurulmuş yeni bir devlet… Bahsettiğimiz o savaşın en zor zamanında Anadolu’nun dört bir yanındaki vatansever yiğitler gözünü kırpmadan geride bıraktıkları onca değere rağmen düşmanın üzerine hiçlerle dolu bir gayretli yürüyüşte bulunmuşlardı…

Eskişehir’den , Trabzon’dan,Van’dan,Diyarbakır’dan,Aydın’dan,Sinop’tan ve daha nice köyden kasabadan… Her yerden gelen bu vatanseverler omuz omuza ve azığını paylaşarak kocaman yürekleri ile bir savaş verdiler.

Günümüzde biz Anadolu insanının arasına fitne sokmak isteyenler malesef o isteklerinin kursaklarında kaldığını görerek yaşamak zorundalar. Asım YILDIRIM Bey’in yayınladığı makaleler arasından okurken dikkati çekmenin ötesinde evet işte aynen böyle yaşanır bu duygular dedirten bir makale okuma şansım oldu ve bunu sizler ile paylaşmak istedim.

Diyarbakır’lı Harun…

Öğretmenler Odası’na giren nöbetçi öğrenci;
“Hocam, müdür bey sizi çağırıyor” dedi.
Takvimler 2005 yılının 5 Mayıs’ını gösteriyordu. Güzel yurduma gelen bahar, havaların ısınmasıyla, ruhları da canlandırmıştı. İçimde bir neşe, bir huzur vardı.
Okuduğum gazeteyi masaya bırakıp kalktım ve müdür beyin odasına gittim.
Kapıya vurup içeri girdiğimde, müdür bey ve yanındaki 3 kişi masanın başına toplanmış, yüzlerce fotografa bakıp konuşuyorlardı.
“Hocam beni çağırmışınız” deyince müdür bey de;
“Buyurun hocam. Bu arkadaşlar sivil polis memuru. Şu fotograflara bir de siz bakar mısınız? Aralarında tanıdık öğrencimiz var mı?” dedi.
Şaşırmıştım.
Kendisi, o kadar fotografın içinde, bir tane de bizim öğrencimizi tespit etmişti. Şimdi de bana soruyordu.
Sırayla bakmaya başladım masanın üstündeki fotograflara.
Birden, fotografların içinde hiç ummadığım iki öğrencim çıktı karşıma. İçlerinden birisini çok iyi tanıyordum. Adı Harun’du çocuğun. Hiç aklıma gelmezdi Harun’u bu tür karelerde göreceğim.
Okulda bu türden olaylara meyyal öğrenciler vardı ama Harun hiç öyle birisi değildi.
“Cidden çok şaşırdım. Ne Harun ne de diğer öğrenci. Asla ihtimal vermem. Nasıl oldu anlamadım!” dedim.
Harun Diyarbakırlı bir ailenin çocuğu idi. Acaba hemşericilik bahanesiyle kandırmış olabilirler miydi?
Gel git’ler yaşamaya başlamıştım. Neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık hep birlikte. Yasal işlem yapılması gerekiyordu.
Sivil polis memurlarına dönüp;
“Siz şu an herhangi bir işlem yapmayın. Ben bir görüşeyim çocuklarla, ondan sonra harekete geçin” dedi.
Kabul ettiler ve eklediler;
“Hocam, biz bu hainlerin elinden, bu güzel yavrularımızı kurtaralım istiyoruz. Önemli olan bu” dediler.
Ertesi gün, fotograf karelerinde tespit ettiğimiz çocuklarla tek tek görüşmeye başladım.
Onlara sorduğum ilk soru;
“Sizce ben, sizin hakkınızda kötü bir şey düşünebilir miyim? Size zarar getirecek bir şey yapar mıyım” olmuştu.
Hepsi de;
“Hayır hocam” dedi.
“Peki, size yalan konuşur muyum?”
“Hayır hocam”
“Sizleri ne kadar sevdiğimi biliyor musunuz?”
“Evet, biliyoruz hocam”
“Öyleyse beni iyi dinleyin. Beni seviyorsanız bana yalan söylemeyin. Bu benim için çok önemli.”
“Tamam hocam” dediler.
“Sizlerin çok iyi bir insan olduğunu biliyorum. Kolay kolay da yanlışa düşmezsiniz. Ama 1 Mayıs’ta yapılan sokak gösterilerine neden ve nasıl katıldınız. Bana her şeyi teferruatıyla anlatırsanız, Allah’ın izniyle Sizi kurtarırım. Yoksa işiniz gerçekten zor…” dedim.
Diğerleri itiraz eder gibi oldular ama Harun;
“Hocam, her şeyi size anlatayım…” dedi.
“Bizim mahallemizdeki arkadaşlarımız bir gün bizi bir derneğe götürdü. Orada bazen çay içtik, bazen simit yedik. Rahat bir ortamdı. Mahalleden bazı gençlerin gelip gittiği bir yer. Oraya herkesi de çağırmıyorlar. Genellikle liselilerin gittiği bir yer… 1Mayıs günü bizi oraya götüren arkadaş, daha önceden çarşıya gezmeye gideceğimizi söylemişti… Çarşıda gezerken, birden kendimizi kalabalığın içinde bulduk Arkadaşa ‘çıkalım buradan’ dediğimde, ‘sadece yürüyeceğiz. Başka bir şey yapmayacağız. Sana anlatmıştım ya, eğitimde özgürlük için bir şeyler yapmak lazım. İşte bu hakkımızı kullanıyoruz, onun için yürüyoruz’ dedi. Bir süre yürüdükten sonra, baktım bazıları ceplerinden kırmızı pankartlar çıkarmaya başladı. Bana da verdiler ama biz almadık, sadece yürüdük. Sonra da dağıldık. inanın başka bir şey yapmadık” dedi.
Sordum;
“Okuldan kimse var mı sizi bu işlere sevk eden?”
“Hayır hocam” dediler.
“Bir daha sizin oralara gittiğinizi görmeyeceğim, duymayacağım. Söz verir misiniz bana” dedim ve söz verdiler.
Harun;
“Hocam ısrar ederlerse ne yapalım” dedi.
Ben de, okuldan bu işin duyulduğunu ve bir daha gitmeyeceğine dair söz verdiğini, gidersem yasal işlem yapılacağını, ailesinin duyması durumunda iyi şeyler olmayacağını söylemesini söyledim.
Konu kapanmış ve öğrenciler hakkında yasal işlem yapılmamıştı…
Mayıs ayı bizim için de önemli bir aydı. Gezilerimizin olduğu bir ay. O yıl arkadaşlarla konuşup Çanakkale’ye gezi yapmayı kararlaştırdık. 19 Mayıs tatiline denk getirip uzun bir gezi yapmayı planladık.
Harun’a;
“Hazırlan, ailenden izin al, seni Çanakkale’ye götürüyorum” dedim.
Harun da geliyordu. 18 Mayıs, gece 12 gibi yola çıktık. Sabah Ankara’ya, öğle gibi de Eskişehir’e ulaştık. Orada bir gece kalıp, ertesi gün Cuma namazını Bursa Ulu Camii’de kılıp, akşam Çanakkale’ye geçeriz diye plan yaptık.
Her şey planladığımız gibi oldu. Tarihi ve turistik yerleri geze geze Çanakkale’ye gidiyorduk. Arkadaşlardan birine, Harun’a sahip çıkmasını ilgilenmesini ama hiçbir telkinde bulunmamasını söyledim. Bizler namaz vaktinde camiye gidiyor, beraber namaz kılıyorduk ama Harun bizlere katılmıyordu.
Bursa’nın havasından mıdır suyundan mıdır bilmiyorum, Harun Cuma namazına geldi. Yanındaki abisine “nasıl abdest alınacağını” sormuş. O da “bana bakarak yaptığımı yap yeter” demiş.
Bu Harun’un ilk namazıydı. Dönünceye kadar bizimle namazına devam etti.
Akşamüstü Tophane’de Mehteran Bölüğü bize muhteşem bir ziyafet çekti. Kadayıf üzeri dondurma misal gelen bu konserden sonra, padişahlarımızın kabirlerini ziyaret ettik. Fatihalar okuduk hep birlikte. Akşamüzeri oradan ayrıldık.
Çanakkale’ye varmadan önce oralar hakkında bir takım bilgiler verildi. Nereye gittiğimizin yavaş yavaş farkına varıyorduk. Çok iyi bir rehberimiz vardı. Çanakkale destanımızı anlatmıyor, adeta yaşıyordu.
Gezimiz çok mükemmel oldu. Herkes mutluluğu ve hüznü beraber yaşıyordu. Bir taraftan kahraman ecdadımızla öğünürken diğer taraftan yamyamların vahşeti karşısında üzüntülere gark oluyorduk.
Dönüş yoluna girmiştik. Herkes derin bir sessizlik içinde, o gün gezdiğimiz, dolaştığımız yerleri ve oralarda yaşananları kafasında canlandırıyor, tefekkür ediyordu.
Geziden sorumlu hocamız;
“Arkadaşlar, bizde adettir. Sıra ne umduk ne bulduk, köşesine geldi. Herkes sırasıyla gezi hakkındaki düşüncelerini burada anlatabilir mi?”
Sırasıyla herkesi otobüsün ön tarafında, mikrofonun olduğu yere çağırdı. Konuşmalar içten ve samimiydi.
Ama iki kişinin konuşması vardı ki, hepimizi derinden etkiledi.
Konuşmalardan birisini, adını unuttuğum, 35 yaşlarında bir beyefendi yaptı.
“Ben ağlamak nedir bilmem. Ağlamayı da sevmem. Hayatımda iki kere ağladım. Birisi babam ölünce. Onu çok seviyordum. O ölünce bütün dünyam yıkılmıştı… Biri de bu gezide. Benim ne kadar kahraman bir ecdadım varmış da benim haberim yokmuş. Bu zamana kadar niye gelmemişim, onları ziyaret etmemişim diye kendimden utandım…”
Yolun yarısına gelmiş abimizin ettiği laflar hepimizi çok etkilemişti. Bazılarımız gözyaşlarını tutamamıştı…
Konuşmalardan diğerini de öğrencim Harun yaptı.
“Ben öncelikle herkese çok teşekkür ediyorum. Bu gezi bende derin izler bırakacak, bunu biliyorum. Hocama ne kadar teşekkür etsem azdır. Beni bu geziye o davet etti çünkü. Ben buraya gelmeden önce, bir insanın vatanı milleti için canını vermesine bir anlam veremezdim. Bana saçma gelirdi. Ama inanın şu an, bu arabanın içinde “bu vatan ve millet için ilk kim canını seve seve verir” deseler o, ben olurum…”
Herkes şoktaydı. Harun sözlerini bitirir bitirmez otobüste bir alkış tufanı koptu.
Gezi amacına ulaşmıştı. Bense Rabbime şükrediyordum; “bir yavru daha kurtuldu” diye
Eskişehir Web Tasarım Merkezi
2 yorum var ne güzel :)
  • osim demişki;

    Teşekkür ederim , yazıların devamlılığı için sizler de içerik gönderebilirsiniz

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

    Devamını oku:
    gazze-bombalaniyor
    Her müslüman bir kova su dökse, israil’i sel alır

    Peki nerede kovalarınız-kovalarımız? Kendimize soralım acaba nerede kovalarımız... FİLİSTİN yangının üzerine bir kova da bizler su döksek ne olur ki...

    Kapat